KONYA BASINI ÜZERİNE
Yrd. Doç. Dr. Caner ARABACI
Konya basını uzun bir sürecin ürünüdür. Elbette işe, eskiden haberleşmenin nasıl yapıldığından değil, Konya’da matbaanın ne zaman açıldığından başlamak gerekir. Basının olabilmesi için öncelikle baskı yapabilecek tesis bulunmalıdır. Konya’ya ilk matbaa, iki adet taş baskı tezgâhı olarak Burdurlu Ahmet Tevfik Paşa devrinde getirilir. Ardından harflerin, hurufat kasalarından ayrı ayrı alınıp dizilerek sayfaların bağlandığı küçük tipoğraf makinesi temin edilir. Matbaanın kuruluş 1868’e tarihlenmektedir. Bu matbaa 1933’e kadar, arada bir el değiştirse de devletin olarak kalmış, bu tarihte devrin tek partisine devredilmiştir.
Konya basınının yaklaşık 135 yıllık tarihini belli dilimler halinde ele almak yerinde olacaktır. Öncelikle bu ayrımı 1928’i yani alfabeyi esas alarak ikiye ayırmak mümkündür. Böylece Harf İnkılâbından önce eski Türkçe (Osmanlıca) olan ilk kısım ile bundan sonraki Lâtin alfabeli olan ikinci kısım olarak ayrılabilir. Bu ayrım kendi içinde mantıklı olmakla beraber, basının yakından etkilendiği siyasî dönemleri yeterince kapsamamaktadır. Onun için 1908’e kadar, 1908-1918 arası, 1918-1923 dönemi, 1923-1928 arası, 1928-1945 ile 1945-1960 ve sonrası gibi bölümlere ayrılabilir. Tabii bu dönemler de kendi içinde ayrıca dilimlere bölünebilir. Diyelim ki 1938’e kadarki kısım ile 1938-45 arası gibi.. Ya da 1960 sonrasını darbelere göre kategorize etmek gibi.. Çünkü basın, rejim, siyasî gelişmeler, esen hava, sosyal değişimler konusunda son derece hassastır. Tabanı, hitap ettiği kitle, destek aldığı güçler, yasal ortam üzerinde fevkalâde etkili olmaktadır. Onun için kabaca Konya basınını siyasî dönemlere göre değerlendirmeye çalışmak daha kolay gözükmektedir. Zaten çıkarılmış olan gazetelerin, özellikle II. Meşrutiyetten sonra farklı zümrelerin sesi olması bölümlemeyi tamamlamaktadır. Yalnız bu çalışmada sadece bir-kaç gazete üzerinde durularak bilgi verilecektir.
İlk dönem Konya basını: Konya gazetesi
Konya’da ilk defa adı Konya olan yerel ama valilik tarafından çıkarılan bir gazete, matbaanın kuruluşundan iki yıl sonra çıkarılır. Artık Konya basın tarihi başlamıştır. Yalnız dikkat çekici bir durum vardır. Matbaada sadece Türkçe (Osmanlıca) harfler ve Türkçe baskı yoktur. Cihan devleti anlayışı, yıkılış devrinde de kendisini gösterir. Türkçe yanında Latince ve Rumca dizgi-baskı da yapılır. Konya gazetesi, ilk sıralar dört sayfa çıkarken iki sayfası Türkçe iki sayfası Rumca basılır. Fakat 1873’te Girit olaylarının aleyhimize geliştiği sıralardır. Valilik kararı ile Rumca kaldırılarak dört sayfası da Türkçe çıkarılır (Önder 1949, 10).
Gazete, 1902’de tanesi kırk paradan satılmaktadır. Aynı sayıda hemen başlık klişesi yanındaki bilgiler şöyledir: “Seneliği (mecidî yiğirmi guruşdur) 40 ve altı aylığı 25 kuruştur.” “Matbaa ve mahal-i idaresi: Hükümet dairesindedir. Umur-ı idare ve tahririye aid mevad içün matbaa nezaretine müracaat olunur. Menafi-i umumiyeye aid âsâr meccanen kabul ve derc olunur. Derc olunmayanları iâde olunmaz.” Gazete, toplum genelinin menfaatlerine uygun bulduğu yazıları bedava kabul edip yayınlayacağını peşin belirtmektedir. Ama ilân bedava değildir. İlân almakta, “ilân içün ayrıca pazarlık olunur” ibaresine yer vermektedir. Son sayfa olan dördüncü sayfası tamamiyle ilâna ayrılmıştır. Elbette; “Haftada bir kere neşrolunur vilâyet gazetesidir.” Ama ilân konusunda isteklidir: “İlânâtın yedi kelime hesabıyla beher satırı içün dört, tekrarı halinde üç kuruş alınur. Birinci, ikinci ve üçüncü sahifelere derc olunacak ilânât içün ayrıca pazarlık olunur.” (21 Kanunusânî 318 (1902), S.1601). Yirmi iki yıl sonra 22 Ağustos 1928 tarihinde çıkan Konya gazetesi başlık klişesinin hemen altına el yazısı ile; “Vilâyetin haftada bir kere neşrolunur resmî gazetesidir” cümlesini yerleştirmiştir. Artık sayısı 5 kuruştur. İdare yeri, “Konya’da Hükümet civarında Sanatlar Mektebi içinde Vilâyet Matbaası”dır. Yazı ile ilgili işler için Vilâyet yazı işlerine başvurulmalıdır. Rakamları tamamiyle bugün yazıldığı şekilde ama diğer kısımları Osmanlıca (Eski Türkçe) yazan gazete başyazısına şu başlığı atar: “İnkılâbımızın en feyyâz hamlelerinden: YENİ HARFLERİMİZ VE FÂİDELERİ 1”. Ağustos ayıdır. Daha yeni harfleri kullanma zorunluluğu başlamamıştır. Ama gazete, medeniyet ve aklın, ilmin yolunun bu olduğunu belirtir. “Lâtin harfleri, yeni harflerimiz... Beynelmilel olan ehemmiyetinden sarf-ı nazar Türk lisanının bünye ve şive-i asliyesine çok tevafuk eden Lâtin harfleri, daha doğrusu yeni harflerimizin kabulü muhterem Büyük Millet Meclisinin de takdiren mazhar-ı tasvîb ve tasdîkı olarak kesb-i kanuniyet etmişdi.” bilgisini verir. Lâtin alfabesi ile yazı, belki de ilk defa dördüncü sayfanın dördüncü sütununda 9 satır halinde şöyle yer alır: “Yeni harflerimiz. Yeni harflerimiz inkhilâb târihimiz-de nurlu bir merhale-dir. asîl milletimizi bu ziyâdâr merhaleye erdiren ulu halâskhâre nihâyetsiz minnet-ler, tebcil-ler... M. Hâmid”. Yazılış tarzıyla aldığımız satırlar, yeni alfabe ile ilgili ilk denemelerdendir. Yeni alfabeye geçildikten sonra gazete haftada iki defa çıkar. Başlık altındaki yazı: “Pazar ve Çarşamba günleri neşrolunur Vilâyet gazetesidir” ifadesini içermektedir. Sayısı yine “her yerde 5 kuruştur”. Yalnız tek yaprak, iki sayfa halinde çıkarak küçülmüştür. Baş ve son sayfaların tamama yakını, “yedi seni kırk gün”dür Konya’da valilik yapan İzzet Bey’e ayrılmış bulunmaktadır. Çünkü vali İzzet Bey, “ani bir sekte ile birden bire kendisini ebediyete tevdi etmiştir.” Okullar, halkın bulunduğu uzun bir kortejle, “bandonun kısa fasılalarla terennüm ettiği ‘Marş Fünebr” eşliğinde Musalla Kabristanına gömülür. Baş ucunda “buhur kokuları arasında ve bir hatmi Kur’an’ı müteakip hazin bir Sure-i Tebareke” okunur (Konya, 25 Mayıs 1932). Gazetenin ikinci ve son sayfasında sadece bir sütun vilâyet haberlerine ayrılmıştır. Haberler içinde Haziran ve Temmuz aylarında iki taksite ayrılan yol vergisinin “beş lira” olarak kabul edildiği belirtilmektedir. O yıllar için beş lira bir öğretmen maaşına denk olsa gazete örneği olarak onunla uzunca süre tanışmış, ondan bilgilenmiştir.
Konya gazetesinin, yayınına son veriliş tarzı üzerinde de durulmalıdır. Zira gazetenin, “İçişleri Bakanlığının emri ile” kapatılmış olması (Önder 1949, 11), basının işlevi açısından düşündürücüdür. 1925’ten sonra Takrir-i Sükun Kanunu, İstiklâl Mahkemeleri uygulamaları ile nefesi kesilen, 1928’den sonra okuyucu kaybına uğrayan basın; zaten zor durumdadır. Resmî olanların dışında, uygun görülenlere üç yıl süre ile hükümet, yardım kararı almıştır. Aslında bu tutum, bir yönü gelmektedir.
Konya adlı resmî gazete, uzun solukludur. Rus Harbi olur çıkar. Cihan Harbi patlak verir, çıkar. İstiklâl Harbi yıllarında pek sesi duyulmasa da kapanmaz. Ama nedense zafer kazanılıp Cumhuriyet kurulduktan sonra 1932’de resmen kapatılır. İşin daha kötüsü, 62 yıl devam eden bu gazetenin, çıkarıldığı Valilikte bırakın tam koleksiyonunu, tek bir Konya gazetesinin bile bulunmaması acıdır.. Matbaası bodrum katında, kendisi valiliğe bağlı elemanlarca çıkarılan gazeteden Konya Valiliği dokümantasyon merkezi ve kitaplığında bir nüsha bile bulunmaması, sosyal hafıza yönünden kaybın seviyesini vurgulamaya yetmektedir. 62 yıllık gazete, bu vilayetin 62 yıllık tarihi demektir. Yalnız sadece bu ilin değil Konya Vilâyetine bağlı, Isparta, Burdur, Antalya, Niğde, Aksaray, Karaman’ın da tarihi demektir. Ama ne yazık ki bu önemli bilgi deposu, korunamamıştır. Büyük bir ihtimalle elde olan ciltler de depoların boşaltıldığı bir sırada kamyonlarla SEKA’ya gönderilen fersude evrak içinde, yeniden kâğıt olmaya gitmiş olmalıdır. Onun için Konya gazetesinin değişik yerlerde bulabildiğimiz az miktardaki sayısı, üç çeyrek asırlık zaman dilimindeki resmî işleyişi takip şansımızı da azaltmaktadır. Bir diğer yönden, yerel gazeteciliğin-Konya basınının atası durumunda olan Konya’ya öngörülen son ile ilk örnek de saklanamamış olmaktadır. Halbuki, Takvim-i Vekayi gibi, yaklaşık yerel gazeteciliği, 38 yıl tek başına o vilâyet gazetesi temsil etmiş; toplam 2685 civarında ayrı sayı çıkarılmıştır. Bu toplam içinde 394 sayı, Harf İnkılâbı sonrasında yayımlanmıştır. Bir çok şair, yazar ilk tecrübelerini o zeminde edinmiş, toplum kara-kuru da ile toplumun sesi olması gereken basının, devletin kontrolü altına alınması demektir. İşte bu safhada, valilik kanalı ile gazete çıkarılmasına gerek görülmemesi anlaşılır olmaktadır. Çünkü özel gazeteler de genel hava ve uygulama içinde resmî yapı ile uyumlu çıkmaktadır. Öyleyse 62 yıl yayımlanmış olsa bile, gazeteyi devam ettirme külfetine katlanmaya niçin gerek duyulsun?.
II. Meşrutiyet dönemi Konya basınına bir örnek: Meşrik-ı İrfan gazetesi
23 Temmuz 1908 yani II. Meşrutiyet’e kadar Konya basınını tek başına Konya gazetesi temsil eder. Abonelerin resmî yoldan temin edildiği, yazı kadrosunun maaşlarının devlet tarafından ödendiği, öncelikle amir-memur, muhtar vb. kesime giden gazete durumundaki Konya üstüne yeni devirde başka gazeteler çıkarılır. Artık bunlar, resmî değil özel gazetelerdir. Ama her biri bir kesimin fikrî-sosyal sesi-temsilcisi durumundadır. Onun için bir sosyal damar halinde Meşrutiyet döneminden günümüze doğru uzanırlar.
Meşrutiyetin getirdiği, “hürriyet, uhuvvet, müsavat” havası içinde her zümre kendi yayın organını çıkarır. O kadar ki, İstanbul’da önceki devirden devam edebilen gazete sayısı bir elin parmakları kadar, taşrada ancak vilâyet gazeteleri ile İstanbul, İzmir, Selânik, Beyrut gibi Osmanlı vilâyetlerinde özel gazeteler bulunurken, yani toplam sayıları otuz civarında iken birden bire ilk aylar iki yüz, yıl sonuna doğru bini bulan sayıda gazete ruhsatı alınıp farklı yayınlar çıkartılır. İşte basın patlaması denebilecek ölçüde çeşnisi bol gazetenin çıkarılması, Konya üzerinde de etkili olur. Tabi basın patlaması, her sosyal zümrenin kendi dernek veya partisini kurması, sansürün, basım öncesi denetlemenin fiilen ortadan kalkması ile yakından ilgilidir. İsteyen herkesin gazete çıkarabileceği havasının oluşması, basın-yayın alanındaki hareketliliği artırmıştır. Bu durum elbette Konya’yı da harekete geçirir. Başlangıçta hepsi devlet matbaası durumundaki Vilâyet Matbaasında basılan farklı gazeteler çıkmaya başlar.
Konya’da özel gazete olarak yayımlanan ilk yayın organı Anadolu gazetesidir. Dönemin genel özelliklerini taşıyan Anadolu, haftada iki gün ve dört sayfa olarak çıkar. Bir yıla yakın süre yaşayabilen Anadolu’da Şeyh zâde Ahmet Ziya, Müftü zâde Kâzım, Seydişehirli Zeki, Nevşehirli Hayri.. gibi yazarlar daha çok dinî içerikli yazılar yayımlarlar. Dikkat edilirse bundan sonra çizgi olarak Anadolu’yu Meşrik-ı İrfan, İntibah, Hak Yolu gibi süreli yayınlar takip edecektir.
Meşrik-ı İrfan, Anadolu’nun kapanışından sonra Ocak 1909’da çıkar. Zaten Anadolu gazetesinin sahip ve mesul müdürü Mehmet Burhaneddin kendi gazetesini kapatarak gelip Meşrik-ı İrfan’a başyazar olarak gelmiştir. Gazete, “Ahali Fırkasının naşiri efkârı” olduğu için İttihat ve Terakki’ye muhaliftir (Önder 1949, 13). Bu yönüyle irtibatlı olarak aynı yıl içinde bir takibata uğramıştır. 20 Ş 1327/ 09.09.1909 tarihli belgeye göre (BOA, Dos.No:4/1, Gömlek no: 5, Fon Kodu: DH.MUİ), Konya’dan, Meşrik-i İrfan Matbaa ve Gazetesi sahibi ve mesul müdürleri hakkında yapılacak tahkikat için yeni matbuat kanunu talep edilmiştir.
Meşrik-ı İrfan’ın imtiyaz sahibi; Mazlum zâde Hacı Osman, sorumlu yazı işleri müdürü; Mehmed Hilmi, idare yeri ve matbaası Şerafeddin Camii yakınındadır. Gazete klişesinin hemen altında, “şimdilik Pazartesi ve Perşembe günleri neşrolunur ve her şeyden bahseder bî-taraf Osmanlı gazetesidir” cümlesi yerleştirilmiştir. Bu ifade, her ne kadar “tarafsız” olduğunu ilân etse de gazetenin muhalif tavrı, İttihat ve Terakki Partisini tutan yayın organları ile kalem kavgası açıktır.
Gazete, “mesleğimize muvafık ve menafi’i umumiyeye müteallik asâr içün sayfalarımız açıktır” ilânını yapmaktadır (11 Temmuz 1910, S.132).
Dört sayfa ve her sayfası genelde dörder sütun olan gazetenin, sonlara doğru yayını haftada bire düşer. 344. sayısındaki başlık klişesi altındaki ifade bunu doğrulamaktadır: “Şimdilik haftada bir defa Pençşenbe (Perşembe) günleri neşrolunur ve her şeyden bahseder ilmî, siyasî, bî-taraf Osmanlı gazetesidir.” (22 Mart 1329 =1913). Meşrik-ı İrfan’ın ulaşabildiğimiz en ileri sayısı, budur.
Gazetenin önemli kısmını Edirne’nin düşüşü kaplar. Zira beş aya yakın süredir Bulgar kuşatması altında direnen Edirne, nihayet “sükût etmiştir.” Osmanlı başkenti olarak kalplerden asla çıkmayacağı vurgulanan Edirne’nin düşüşü yürekleri burmuştur. Zira son asırlar Hıristiyan Medeniyeti karşısında sürekli geri çekilinmiştir. Önceleri, “Estergon Kal’ası su başı durak” derken Yanık kale, Budapeşte’nin düşüşüne şahit olunur. Artık, “Aldı Nemçe (Avusturya) bizim nazlı Budin’i” ağıdı yakılır. Gül Baba’nın mekânı, Mohaç’ın hediyesi, serhat şehri Budin’in gidişi, evlâd-ı fatihanı derinden yaralamıştır. Ama bundan sonra yapılabilen, Budin’in ardından Belgrat’ın gidişine hüzünlenmek olur.. Sonrası daha ağır gelir. Bırakın Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi, Sırbistan’ın başşehri Belgrat’ı, Romanya’nın merkezi Bükreş’i.. Niş gider. Kosova’ya veda edilir. Üsküb’e mahzunluk tülleri örtülür. Sofya gider. Gün günden kötü gelmektedir. Bütün bunlardan daha beteri olur: Edirne gider. Evvelkiler içinde Beylerbeyilik, vilayet merkezi olanlar vardır. Ama Edirne gibi Osmanlı başkenti olan yoktur. Başkentlik umuru görmüş Edirne bir başkadır.. Meşrik-ı İrfan, Edirne’nin Bulgar eline geçişini şöyle değerlendirir: “Şüphesizdir ki, bir vakit Osmanlıların payitahtı olmak ve daha bir çok ehemmiyet-i fevkalâdesinden dolayı Edirne’nin pek büyük bir kıymet-i tarihiyesi var idi. Anın içün Edirne ki, o Osmanlı yurdu hiçbir zaman Osmanlı kalbinden çıkmayacak, gönüllerden silinmeyecektir. Bu Edirne ile beraber elbette büyük kahramanları da tarih-i Osmaniyân yâd ve kaydedecek bu kâfile-i şüca’ân da kulûb-ü Osmaniyânda ilelebet câygîr-i ihtirâm olacaktır. Tek bu kâfile-i dilâverân-ı Osmaniyân sağ olsun.” (Meşrik-ı İrfan, 22 Mart 1329, S. 344, s. 1/4).
Gazete, bu şehrimizi takat üstü gayretler göstererek savunan ak sakallı Şükrü Paşanın kahramanca savunmasına, Bulgaristan, Rusya ve Almanya kaynaklı haberlerle yer verir. Bulgar Kralı, Şükrü Paşa’ya saygı duyarak kılıcını iade etmiş, Almanlar takdirlerini belirtmişler, Ruslar sevinçlerinden Bulgar ve Rus marşlarını söyleyerek Edirne’nin düşüşünü kutlamışlardır. Berlin, Viyana kaynaklı haberler şöyledir: “ Berlin 27 Mart- Sitayişkârâne bir lisan ile müttehiden Şükrü Paşa’nın kahramanlığından bahseden Alman matbûatı, şu yolda idare-i kelâm eyleyor: İlân-ı harbden az bir zaman evvel Edirne mevki’ kumandanlığına tayin edilmiş olan Şükrü Paşa, kalelerin müdafaa ve teslîhi içün imkânın fevkında bir sa’y ve gayretle çalışmış ve bu babdaki mesaisinde muvaffak olmuştur. Müşarünileyh, azim ve metaneti sayesinde Bulgarların tekmil ümitlerini aylarca müddet akîm kılmıştır. Şükrü Paşa’nın müdafaa-i kahramânesi, İslav hücumuna karşı Osmanlılar tarafından icra edilen mukavemetin şanâver bir faslını teşkîl etmektedir. Artık nâmı, Osmanlı tarih-i askerîsine altun hurûf ile kaydolunacaktır.”
Viyana kaynaklı haberde Edirne kahramanının düşmanı tarafından bile saygı gördüğünü nakletmektedir: “Kral Ferdinand, refakatinde Prens Boris ve Prens Kiril ile Savof, Apovanof, Racof ve Petrof nam generaller olduğu halde dün otomobil ile şehre dahil olmuştur. Türkler son dakikada Arda Nehri üzerindeki bütün şimendüfer köprüsünü berhava etmeğe teşebbüs etmişler ise de bu teşebbüslerinde ancak kısmen muvaffak olmuşlardır. Kral ile prensler, şehirde dolaşmışlar ve alkışlara mazhar olmuşlardır! Ba’de Şükrü Paşa ile ekân-ı harbiyesi heyetinin bulundukları askerî kulübüne gitmişlerdir. Şükrü Paşa kılıcını krala tevdi’ etmiş ise de Ferdinant, Edirne’nin kahraman müdafi’ına ihtiramât ve takdirâtı beyan ederek onu iade eylemiştir.” (Meşrik-ı İrfan, 22 Mart 1329, S. 344, s.2/2).
Yalnız gazete, bir ayrıntıyı daha verir. Petersburg’da yapılan kutlamalara Müslüman olan milletvekilleri katılmamışlardır. Böylesi günlerde giden vatan parçalarını geri alacak azim ve gayretin gösterilmesi gerektiğini vurgulayan gazete, ayrılığa düşülmemesi konusunda okuyucularını uyarır. Yalnız “Allah düşmanı Cevdet” diye de anılan Abdullah Cevdet’in yayın organı İçtihad’dan, Kılıç zâde Hakkı imzasıyla çıkan uzunca bir yazıyı da almadan edemez. Yazının başlığı şudur: “Sahte softalığa ve dervişliğe ilân-ı harp”. Gazetenin üç ve dördüncü sayfalarını neredeyse kaplayan yazının sonuna Meşrik-ı İrfan, gelecek sayıda cevap verileceğine dair bir not düşer. Notta, “İttifak ve tazammuna muhtaç olduğumuz şöyle nâzik bir zamanda böyle münakaşâtı arzu etmez idik. Fakat haksız bu gibi hücumu hakîmâne tenkit etmemeği de münasip görmedik.. Bu nüshamızda bu acı hücumu buraya nakl ettik. Gelecek nüshalarımızda müdafaa ve muhafaza-i haysiyet uğrunda lâzım gelen yazılarımızı yazacağız. Bu babda ulema-yı kirâm ve bâ-husus doğrudan doğruya hedef ittihaz edilen softa kardaşlarımız tarafından lisan-ı münasiple yazılacak makalâtı da derc edeceğiz.”
Meşrik-ı İrfan’ın taraflardan her iki tarafa da yer vererek yayın yapması, tutturduğu seviye hakkında fikir vermektedir. Buradan tarafsızlık değil, seviyeli yayın anlayışına sahip olunduğu çıkarılabilir.
Meşrik-ı İrfan’ın yayın hayatının ne zaman sona erdiği tam bilinmemektedir. 1910’da kapandığı belirtilse de (Önder 1949, 13; Önder 1999, 21), eldeki sayılardan 1913 Mart’ında yayınını sürdürdüğü açıktır. Yalnız önceleri haftada iki defa olarak üç yıl çıktığı halde (3 Haziran 1912, S.283), Mart 1913’te haftada bir sayı çıkmaktadır. Bu durumdan da hareketle muhtemelen aynı yıl içinde yayının durduğu tahmin edilebilir.
Yalnız burada basın arşivi açısından eksikliğin yeniden vurgulanması gerekmektedir. Meşrutiyet dönemi için uzun soluklu denebilecek bu gazetenin Yusuf Ağa Kütüphanesi’nde saklanan koleksiyonu nedense 1957’de İstanbul’a gönderilmiş, çıktığı şehirde saklanması sağlanamamıştır. Umarız aynı durum günümüz basınının başına gelmez.
KAYNAKÇA
Babalık, S.180, 7 Rebiulahir 1331/ 2 Mart 1329-22 Haziran 1952, S.7945.
Konya, 5 Zilkâde 1320- 21 Kanunusanî 1318, S. 2601 – 25 Mayıs 1932, S. 2685.
Meşrik-ı İrfan, S.132, 4 Receb-i Şerîf 1328/ 28 Haziran-ı Rûmî 1326/ 11 Temmuz 1910-26 Rebiulahir 1331-22 Mart 1329 (1913).
ÖNDER Mehmet 1949, Konya Matbuatı Tarihi Matbaalar-Gazeteler-Dergiler-Muharrirler-Kitaplar, Konya Halkevi yayını, Konya.
ÖNDER Mehmet 1971, Mevlânâ Şehri Konya, Konya Turizm Derneği yayını, Ankara.
ÖNDER Mehmet 1999, Cumhuriyetten Önce ve Cumhuriyet Döneminde Konya’da Basın, Millî Mücadele’den Günümüze Konya (1915-1965), C.I/ 21-34, Konya.
SELEKLER Macit 1962, Konya Gazetesi ve Matbaası, Şehir Postası, 15, 17 Eylül 1962, S.184-185, Konya.
TEPEYRAN Ebubekir Hâzim 1998, Hatıralar, Yayına hazırlayan: Faruk Ilıkan, Pera Turizm ve Ticaret A.Ş. yayını, İstanbul.